Blog
2.BOSNA HERSEK – Konjic – Sis Bulutu
Buralarda kışın seyahat etmek çok hoş. Kış mevsimi; hemencecik yanıbaşımda heybetle duran dağlardaki ağaçların üzerine, kar ve sis ile birlikte muazzam bir manzara sunuyor. Ortada henüz don olayı gerçekleşmediği için rahatlıkla yol alabiliyorum. Konjic’e varmadan
önce, Bradina isimli bir kasabada, yol kenarındaki bir pansiyonda gecelik 30 mark’a konakladım. Gün içerisinde soğukta yol almak ne kadar göze hoş olsa da üşümüştüm. Hemen sıcacık suyun altına attım kendimi. Kirli kıyafetlerimi de kendimle birlikte yıkadım. Buralarda
her yerde köfte bulabiliyorsun. Tabii bizim oralardaki gibi yanında salatası ile değil de biraz yavan veriyorlar. Yine de 7 Mark’a leziz bir köfte yedim ve dinlenmeye çekildim.
Ertesi sabah restorandan termosuma sıcak su alarak tekrardan dağlara doğru vurdum kendimi.. etrafı seyretmeye yine doyamıyorum. Komoot’tan aldığım yol tarifini kullanıyorum. Çok kullanışlı bir uygulama, istediğim her şeyi yapabiliyorum. Mapsme’ye oranla Komoot’u
öne çıkaran küçük bir nüans var; o da Komoot’ta istediğin rotayı tercih edebiliyorsun, Mapsme ise seni seçtiği rotayı yapmaya zorluyor ve zaman zaman boştan yere dolandırıyor. Konjiç’e varınca şehrin tam merkezinde konuşlanmış kocaman bir köprü dikkati çekiyor. Osmanlı döneminde yapılmış gibi duran köprü her açıdan dikkat çekici. Köprünün
üzerinden etrafı seyrederken birisi yanıma yanaştı, tanıştık ve Türkleri çok sevdiğini, Köprünün Türkler tarafından yapıldığını, bundan gurur duyduğunu ve kendisinin de bisikletçi olduğunu, etraftaki dağları bisikleti ile dolaştığını söyleyip, benimle fotoğraf çekinip gitti. Buradaki insanlar ya İngilizce bilmiyor, ya da çok iyi biliyor, henüz aradaki birine denk gelmedim. Şehirde fazla kalmadım, çıkışa doğru bir evin hemen yanında, güneş gören bir yerde öğle yemeği olarak bi güzel mercimek çorbası yapıp içtim. Yol soradan kendini tırmanışa
bırakıyor, karnım tok, sırtım pek bir şekilde ileriye doğru devam ettim.
Tırmanış sonrası iniş yaparken iyiden iyiye akşam oluyordu. Bir köyden (Borçi) geçerken terk edilmiş bir evin hemen yanındaki kömürlük gibi bir yere çadırımı kurdum, biraz ateş yakıp ısınmaya çalışırken makarna pişirdim. Burada birçok terk edilmiş evler var. Köyün dörtte
üçü savaşta ölmüş, ya da başka yerlere kaçmış olmalılar. Etraftaki köylüler beni çadır kurarken gördükleri halde hiç oralı olmadılar. Ertesi sabah uyandığımda çadırımın içi ve uyku tulumum nemlenmişti, sorunun neyden oluştuğunu tam kestiremiyorum. Muhtemelen gece oluşan
soğuktan oluyor. Çadırın içerisinde benim nefesimle birlikte nem oluşuyor. Sabah güneşi ile onları kuruturken bir yandan da kahvaltı etmek istiyordum. Dün akşamdan küçük termosuma (24 ours) koyduğum çay sabaha kadar buz gibi olmuş. Bir sonraki sefer sıcak suyu sadece
Stanley termosuma koymalıyım. Kahvaltı da edemeden yola koyuldum. Yolda bir şeyler bulurum umudunda idim, ama öyle hiç işletme falan da göremedim. Yokuş aşağı inmeye devam ediyordum. Bir yerde sis bulutunun içinden geçip göl kenarına varıyorsun. Orada açık bir restoran olacağını umuyordum. Orada da her yer kapalı olunca, şans eseri marketi açık buldum. Kendime sucuk ve ekmek alıp yoluma devam ettim. Seçtiğim yol toprak bir dağ yolu idi. Girmeye pek cesaret edemiyordum. Önce aldığım sucuğu pişirerek bir güzel karnımı doyurduktan sonra teredddütlerime rağmen topraklı dağ yolundan bisikletimi Mostar’a
doğru sürdüm.



